Sitede Ara
|
|
#1 (permalink) |
|
Status: YÖNETİM
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 67
|
Anlama renk katmak, anlamı güzel ve etkili kıl*mak, zenginleştirmek amacıyla”şiirlerde ve düzyazı türlerinde kullanılan söz sanatlarıdır. Günümüz edebiyatlarında sözü etkili kılmanın bir aracı olan bu sanatlar, Divan edebiyatında usta*lığın temel ölçütlerinden biri sayılmıştır.Biz bunlardan, günümüz edebiyatında da kulla*nılanları, dolayısıyla da sınavlarda karşımıza çıkabile*cek olanları tanıyacağız.
Edebi sanatları üç ana kümede inceleyebiliriz: A) MECAZ ANLAMA DAYALI SANATLAR Mecaz (Değişmece) Mecaz-ı Mürsel (Düzdeğişmece) Teşbih (Benzetme) İstiare (Eğretileme) Kinaye (Değinmece) Teşhis (Kişileştirme) İntak (Konuşturma) Tariz (İğneleme) B) GERÇEK ANLAMA DAYALI SANATLAR Tezat (Karşıtlık) Tevriye (İki anlamlılık) Mübalağa (Abartma) Hüsn-i talil (Güzel neden bulma) Tenasüp (Uygunluk) Tecahül-I arif (Bilmezlikten gelme) İstifham (Soru sorma) Terdit (Şaşırtma) Telmih (Anımsatma) Leff ü neşr (Sıralı açıklama) Tedriç (Dereceleme) Tekrir (Yineleme) Rücu (Geriye dönüş) Irsâl-i mesel (Atasözü söyleme) Kat (Kesme) C) SÖZE (SESE) DAYALI SANATLAR: Cinas (Sesteşlik), Seci (Içuyak), İştikak (Türetme), Akis (Çaprazlama), krostiş, Lebdeğmez (Dudakdeğmez), Aliterasyon (Ses Yinelenmesi) Yukarıda sınıflaması yapılan sanatlar yüzyıllardan beri edebiyat eserlerinde kullanılmış, kimi zaman bunlar anlatımın bir aracı değil, amacı durumuna gelmiştir. Özellikle, Divan şiirinde bu sanatların çok yoğun ve karmaşık biçimde kullanıldığını görüyoruz. Bugün de konuşmalarımızda, gazete ve dergi yazılarında, sanatsal eserlerde duygu ve düşüncelerin, haberlerin, istek ve özlemlerin daha iyi, açık ve somut biçimde; kimi zaman daha süslü ve gösterişli olması için edebi sanatların bir kısmına başvuruyoruz. Edebi sanatların en çok kullanılanları aşağıda sıralanmıştır: Mecaz (Değişmece) Sanatı Mecaz-ı Mürsel Benzetme (Teşbih) Sanatı İstiare (Eğretileme) Sanatı Kinaye (Değinmece) Sanatı Teşhis (Kişileştirme) Sanatı Konuşturmaca (intak) Sanatı Tariz (iğneleme-sitem) Sanatı Tezat (Karşıtlık) Sanatı Mübalağa (Abartma) Sanatı Hüsn-i Talil (Güzel Nedene Bağlama) Sanatı Tenasüp (Uygunluk) Sanatı Tecahül-i Arif İstifham (Soru Sorma) Sanatı Terdit (Şaşırtma) Sanatı Telmih (Anımsatma) Sanatı Leff ü Neşr Sanatı Tedric (Dereceleme) Sanatı Tekrir (Yineleme) Sanatı Rücu (Geriye Dönüş) Sanatı İrsal-ı Mesel (Atasözü Söyleme) Sanatı Cinas (Sesteşlik) Sanatı Seci (iç uyak) Sanatı İştikak (Türetme) Sanatı Akis (Yansıma) Sanatı Akrostiş Sanatı Leb Değmez (Dudak Değmez) Sanatı Aliterasyon Sanatı Tevriye Sanatı |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Status: YÖNETİM
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 67
|
MECAZ (DEĞİŞMECE) SANATI
Sözcüklerin, gerçek anlamlarından bütünüyle uzaklaşarak, başka kavramları yansıtır duruma gelmesiyle kazandığı yeni anlamıdır: ÖRNEKLER Onda her gün maç izleme hastalığı var Basına doyurucu bilgi vermedi Dışarı çıkınca içim acildi. Bu cümlelerde yer alan “doyurucu” sözcüğü inan*dırıcı anlamında, “içi açılmak” öbeği de “rahatlamak, ferahlamak”anlamında kullanılmıştır. MECAZ-I MÜRSEL Bir sözün benzetme amacı olmadan, başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Düzdeğişmece de, eğretilmede olduğu gibi bir söz başka bir söz yerine kullanılır ancak, söylenen ile kastedilen arasında benzerlik ilişkisi yoktur. Mecaz-ı mürsel şu biçimlerde yapılır: a) Sanatçı söylenir, yapıtı kastedilir. Yani sanat*çı, yapıtı yerine kullanılır: Sezen Aksu’yu dinlemekten hoşlanırım. Bugünlerde sürekli Orhan Pamuk’u okuyorum. Bu örneklerde Sezen Aksu, şarkısı yerine; Orhan Pamuk da romanları yerine kullanılmıştır. b) Ya iç söylenir, dışı kastedilir ya da dış söylenir içi kastedilir. Yani kimi örneklerde iç, dış yerine; kimi örneklerde de dış, iç yerine kullanılır: İki tabak yedim, bir bardak içtim. Bu örnekte tabak, yemek yerine; bardak, su yerine kullanılmıştır. Yani dış, iç yerine kullanılmıştır. Üşürsün, sırtını çıkar. Bu örnekte “sırt”, “elbise” yerine kullanılmıştır. Yani iç, dış yerine kullanılmıştır. c) Ya parça söylenir, bütün kastedilir ya da bütün söylenir parçası kastedilir. Yani ya parça, bütün yerine ya da parçası bütün yerine kullanılır. * Seyirci, stadyumu doldurdu. * Genç kız, eline oje sürüyor. Bu örneklerde “stadyum”, “tri bün” yerine; “el”, “tırnak” yerine kullanılmıştır. Yani bütün, parça yeri*ne kullanılmıştır. * Yelken, rüzgarın önünde dans ederek ilerliyordu. * Film beyazperdede gösterime girdi. Bu örneklerde “yelken”, “gemi” yerine, “beyazperde”, sinema yerine kullanılmıştır. Yani parça, bütün yerine kullanılmıştır. J .^ ^ d) Eşya söylenir, insan kastedilir. Yani, eşya insan yerine kullanılır. * Basınımızın etkili kalemlerindendir. * Önlükler, ilkokulun bahçesine sevinç İçindeydi. e) Yer söylenir, insan kastedilir: Bizim köy çok dedikoducu. Sınıf, dışarı çıktı. BENZETME (TEŞBİH) SANATI Aralarında ortak özellik bulunan iki kavramın, birbiriyle karşılaştırılmasıdır. Ortak özellikte güçsüz olan öğe, güçlü olan öğeye benzetilir. Benzetmede, benzeyen sözcük gerçek anlam*da, benzetilen sözcükse mecaz anlamdadır. Tam bir benzetmede benzeyen, benzetilen, benzetmeyönü ve benzetme edatı, ( ilgeci ) olmak üzere dört öğesi vardır. Ancak benzetmenin ger*çekleşebilmesi için yalnızca benzeyen ve benzetile*nin kullanılması yeterlidir. Teşbih, aslında bir karşılaştırma sanatıdır. Teşbihin, teşbih olabilmesi için karşılaştırılan iki nesne ya da kavramın bir benzetme yönünde birleşmesi gerekmektedir. Aralarında ortak özellik olmayan nesne ya da kavramlar karşılaştırılsa bile teşbih sanatı (benzetme) meydana gelmez. Benzetmenin temel öğeleri Benzetmenin yardımcı öğeleri Kendisine Benzetilen (KB) Benzetme Edatı (BE) Benzeyen (B) Benzetme Yönü (BY) * Hava cehennemi andırıyor. (Burada havanın sıcaklığı cehennem sıcağına benzetilmiş.) Âh bu türküler, köy türküleri Ana sütü gibi candan Ana sütü gibi temiz (B. Rahmi Eyüboğlu) Yukarıdaki şiirde şair, “köy türküleri”ni “ana sütü“ne benzetmiş. Köy türküleri ile ana sütü arasında “temiz” ve “candan” oluş yönüyle de benzetme ilgisi kurulmuş. Yukarıdaki benzetmede dört öğe vardır: a) Kendisine Benzetilen : Ana sütü b) Benzeyen: Köy türküleri c) Benzetme Edatı: Gibi d) Benzetme Yönü: Candan, temiz UYARI: Benzetme edatı olarak “gibi” den başka; kadar, sanki, güya, nitekim, meğer ki, misal, andırmak… gibi sözcüklerde kullanılabilir. * Gözlerim çalışmaktan kan çanağına döndü. * Deniz misali gözleri vardı. * Odanın konforu, sanki kral dairesiydi. * Kepçe kulağı, hepimizi güldürürdü. Bir teşbihin (benzetmenin) oluşabilmesi için mutlaka temel öğelerin bulunması gerekir. Yardımcı öğeler olmadan da benzetme yapılabilir. Benzetme 4 türlüdür. a) Ayrıntılı Benzetme (Teşbih-i mufassal): Dört öğesi de bulunan benzetmedir. Sular öyle temiz ki, annemin vüzü gibi. B BY KB BE b) Kısaltılmış Benzetme (Teşbih-i mücmel): Benzetme yönü olmayan, diğer öğeleri olan benzetmedir. Şenyuva apartmanı bodrum katı Kutu gibi bir dairede otururlar. KB BE B c) Pekiştirilmiş Benzetme (Teşbih-i müekked): Benzetme edatı olmayan, diğer öğeleri olan benzetmedir. Yollar köyleri saran eskimiş çerçeveler B BY KB d) Yalın Benzetme (Teşbih-i beliğ): Sadece temel öğelerle (benzeyen, kendisine benzetilen) yapılan benzetmelere denir. Selviler içinde bir alev Emirsultan KB B |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Status: YÖNETİM
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 67
|
İSTİARE (EĞRETİLEME) SANATI
Benzetme amacı, güdülerek,sözün başka bir söz yerine kullanılmasıdır. Benzetmede, benzetme*nin iki temel öğesi benzeyen ve benzetilen kullanı*lırken, eğretilme de ya benzeyen ya da benzetilen kullanılır. Açık eğretilmede yalnız, benzetilen; kapalı eğretilmede ise yalnız, benzeyen kullanılır. ÖRNEKLER: Bu tilki her sınavda kopya çeker. Şeytan bu sezon gol kralı olur. İlk örnekte benzetilen “tilki” kullanılmış, benze*yen “öğrenci” kullanılmamıştır. İkinci örnekte ise benzetilen “şeytan” kullanılmış, benzeyen “futbolcu” kullanılmamıştır. Her iki örnekte de yalnız, benzeti*len kullanıldığından “açık eğretileme” vardır. Eve geç gidince babam ikimize de kükredi. Deniz o sabah çok hırçındı. İlk örnekte benzeyen “baba” kullanılmış, benze*tilen “arslan” kullanılmamıştır. İkinci örnekte benze*yen “deniz” kullanılmış, benzetilen “insan” kullanıl*mamıştır. Her iki örnekte de yalnız, benzeyen kulla*nıldığından, kapalı eğretileme vardır. Yuvayı yapan dişi kuştur. Bir atasözü olan bu cümlede, “kadın”, “dişi kuş“a benzetilmiş, ancak benzeyen (kadın) kulla*nılmamıştır. Bu, bir istiaredir. İstiare iki türlü olabilir: İSTİARE Kapalı İstiare Sadece kendisine benzetilen kullanılır. Açık İstiare Sadece benzeyen kullanılır. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Şakaklardaki beyazlık kara benzetilmiş. An*cak benzeyen kullanılmamış. Bu, açık istiare ör*neğidir. Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl! Şair bayrağı kaşlarını çatmış bir insana ben*zetiyor; ancak “insan” (kendisine benzetilen) di*zede açıkça geçmiyor. Sadece benzeyen öğesi kullanılmış. Bu, kapalı istiare örneğidir. Bu memlekette de bir gün sabah olursa Haluk…. Şair “güzel günler”i “sabah”a benzetmiş, fa*kat “güzel günler”i (benzeyen öğesi) kullanma*mış. Bu, açık istiaredir. Can kafeste durmaz uçar Dünya bir han konan göçer. İlk dizede “can”, “kuş“a benzetilmiş. Ancak “kuş“tan (kendisine benzetilen) söz edilmemiş. Bu, kapalı istiaredir. UYARI: Edebiyatta kimi zaman “temsiliistiare” (yaygın eğretileme)denilen bir anlatım yoluna da baş*vurulur. Temsili istiare, kısaca, bir olayın, kişinin, dönemin… simgelerle anlatımı olarak ta*nımlanabilir. Bu tür anlatımda birden fazla ben*zerlik ilgisi esastır; şiirin tümünde benzetmenin temel öğelerinden biri kullanılır. Bin gemle bağlanan yağız at şaha kalkıyor, Gittikçe yükselen başı Allah’a kalkıyor… Son macerayı dinlememiş varsa anlatın: Zaptetmek isteyenler o mağrur, asil atın Beyhudedir her uvzuna bir halka bulsa da Boştur köpüklü ağzına gemler vurulsa da… Coştukça böyle sel gibi bağnnda hisleri Bir gün başında kalmayacaktır seyisleri. Son şanlı macerasını tarihe anlatın: Zincir İçinde bağlı duran kahraman atın Gittikçe, yükselen başı Allah’a kalkıyor, Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor. Bu parçada şair bir “at”ı betimliyor görüne*rek, Osmanlı Imparatorluğu’nun yıkılışından sonra Kurtuluş Savaşı yapan ve eşsiz bir mücadele ör*neği veren Türk ulusunu anlatmaktadır. Yani “at” ile kastedilen “Türk ulusu”dur. Şiirde “benzeyenler söylenmemiş, sadece “kendisine benzetilenler belirtilmiştir: Benzeyen Kendisine Benzetilen KİNAYE (DEĞİNMECE) SANATI Bir sözü hem gerçek hem de mecaz (değişmece) anlama gelecek bir biçimde kullanmadır. Kinayede asıl kastedilen, mecaz anlamdır. Bu yük onu çok yıprattı. Bu cümlede “yük” sözü gerçek anlamıyla “ağır bir nesne”, mecaz anlamıyla yaşamın ağır sorumluluğudur. Bu lekeyi kolay kolay çıkaramazsın. Bu cümlede leke sözü gerçek anlamıyla “kir izi”, “mecaz anlamıyla” namusa dokunur suçtur. Bir gün ektiğini biçersin. Bu cümledeki gerçek anlam “tarımsal etkinlik”, mecaz anlam, “yaptıklarının karşılığını göreceksin” dir. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Gerçek Anlam : Ateşin olmadığı yerde duman da yoktur. Mecaz Anlam : Kimi küçük belirtiler, işaretler suç niteliğindeki olayların habercisidir. Gül dikensiz olmaz. Gerçek Anlam : Her gülün dikeni vardır. Mecaz Anlam : Her sevilen şeyin bazı pürüzlü, sevgiye engel olan yanları vardır. Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak Bu dizelerde “ocak” sözcüğü kinayeli kullanılmıştır. Gerçek Anlam : Ateş yakılan yer Mecaz Anlam : Aile TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME) SANATI İnsan olmayan varlıkları insan gibi algılayarak, insana özgü nitelikleri o varlıklara benzeterek söz söyleme sanatına teşhis (kişileştirme) sanatı denir. Teşhis Sanatı Örnekleri: Seslen liman sislerine boğulur Gemiler yorgun ve uykuludur. Bu parçada, gemiler kişileştirilmiştir. Ne vakit Maçka ‘dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi. İnsana özgü bir nitelik olan “gülmek” eylemi ağaçlara yakıştırılmış. Bir başka deyişle “ağaçlar” kişileştirilmiş. Bütün kusurumu toprak gizliyor Merhem çalıp yaralarım düzfüyor. Şair “toprak”ı kişileştiriyor. Gül, hasretinle yollara tutsun kulağını Nergis gibi kıyamete dek çeksin intizar Dizelerde “gül” ve “nergis” kişileştiriliyor. Kış, Ada ‘nın her tarafına yerleşebilmek için rüzgarlarını poyraz, yıldız, karayel… halinde seferber ettiği zaman; öte yakadaki yaz, pilisini pırtısını yeni toplamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştu. Verilen parçada “kış” ve “yaz” kişileştiriliyor. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|